Başlangıç / Kültür & Sanat / Edebiyat / Kırım Türkleri’nin Büyük Düşünürü Bekir Sıtkı Çobanzâde

Kırım Türkleri’nin Büyük Düşünürü Bekir Sıtkı Çobanzâde

Hüseyin ALBAYRAK.

Ölümünün 75. Yılında

Uluslar büyük evlâtları ile solun alır. İşte Çobanzâde Bekir Sıtkı da bu büyük kişilerden biridir. Kırım Türklerinin bu büyük bilim adamı, şair ve düşünürü, Komünist Rusya’nın zulmüne uğrayan binlerce Türk düşünüründen biri olarak, 75 yıl önce kurşuna dizilerek katledilmişti. Verdiği mücadele yanı sıra o zor şartlar altında ilmi çalışmaları ve yayınlanan eserleri ile Türk dünyasının bu mümtaz simasını hatırlamadan ve hatırasını anmadan geçmek büyük vefasızlık olurdu.

Ünlü Türkolog ve şair Çobanzâde, 15 Mayıs 1893 tarihinde Kefe Bölgesi’nin Argun Köyü’nde/ Karasubazar kasabasında doğdu. Babası Kurt Vahap çoban idi. 7-8 yaşlarında iken onunla beraber Karabay yaylâsında yaz aylarında çobanlık yapardı.

İlk öğrenimini köyündeki mektepte yaptı. Orta öğrenimi için 1905 yılında kaydolduğu Karasubazar Rüştiye Mektebi’nden 1909 yılında pek iyi derece ile mezun oldu. Mektep müdürünün ilgisi ve Cemiyet-i Hayriye’nin sağladığı imkânlarla İstanbul’a gönderilerek Galatasaray Sultanisi’nde okuyarak buradan da 1915 yılında pek iyi derece ile mezun oldu. Sultanide Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi.

Daha Sultanî’de öğrenci iken, Cafer Seydahmet, Abdulkerim Hilmi ve başka Kırım’lı gençlerle “Kırım Talebe Cemiyeti”adlı bir siyası dernek kurarak derneğin faal üyesi oldu. Daha o yıllarda Kırım’ın istiklâli için fikren ve bedenen mücadelenin içine girdi. 1913 yılında “Yaş Tatar Yazıları” derlemesinde “Anan Kayda” adlı bir destanı yayımlandı.

Çobanzâde Sultniden sonra 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine Kırım’a döndü. Buradan Odesa’ya giderek Rus ve Slav dilleri üzerinde inceleme yaptı. Ancak Odesa’da orduya alınarak Avusturya Macaristan cephesine yollandı. Yılın sonunda esir düştü .Birkaç dil bilmesinden faydalanarak esaretten kurtuldu.

Savaşın o dağdağalı yıllarında okumaya karşı olan sonsuz isteği sebebiyle 1916 yılında Macaristan Pazmanî Peter Tudomany Egyetem Üniversitesi’ne girdi. Burada Tarih-Filoloji bölümünde Doğu, Arap ve Macar dilleri üzerinde çalışmalar yaptı. Türkolog profesörlerin ve özellikle Gyula Nemeth’in öğrenci olarak verimli bir öğrenim gördü.18 Mayıs 1919’da “Kodeks Kumanikus’ta varsayılan ses uyumu bozuklukları” konulu tezi savunarak altın madalya ile Doktor ve Profesör ünvanını aldı.

Macaristan’daki öğrenim yıllarında 1917’de Bolşevik ihtilalinin getirdiği yıkımlar karşısında Hirlop Gazetesi’nde, Tûran dergisinde ateşli makaleler yazdı. Başarıları, sağlam fikirleri ve Kırım için düşünceleri ile tanındı, bilindi. Kırım’a dönünceye kadar Doğu Akademisinde Türk Dili dersleri verdi.08 Temmuz 1920 günü İstanbul yoluyla gemi ile Vatan Kırım’a döndü.

Çobanzâde Kırım’da Akmescit’te Totayköy Pedagoji Yüksek Teknik Okulu öğretmeni oldu. Siyası olmaktan ziyade ilmî vasıfla milli fırkanın yer altı çalışmalarına katıldı. Kırım Milli Eğitim Bakanlığı’nda şube müdürlüğü yaptı. 1922 yılında Akmescit Üniversitesi Doğu Dilleri Profesörü (Müderrisi) ve Türk bölümünün kürsü başkanı oldu. Türk dili lehçelerini inceleme ve gramerlerini okutma görevini yüklendi. Maarif İşleri, Yeni Çolpan, Okuv İşleri… gibi Türk gazete ve dergilerinde makaleler yazdı. Kırım Üniversitesi’nin kapatılması üzerine 1924 yılında Azerbaycan Cumhuriyeti Bakû Üniversitesi’ne davet edildi. Oraya gitti ve yıllarca Bakû Üniversitesi’nde görev yaptı. Değerli eserler verdi, tanınmış bir Türkololog ve filolog oldu. 1926 yılında yapılan Türkoloji kongresinde faal rol oynadı. 1925-1927 yıllarında Azerbaycan Devlet Üniversitesi Azerbaycan Dili ve Edebiyatı Fakültesi profesörlüğüne getirildi. Sonra da Doğu Bilimleri Fakültesi dekanlığına seçildi.

Çobanzâde, Bakû’ya gittikten sonra da anayurdu Kırım ile olan bağlarını kesmedi Düzenli olarak yerel basında makaleleri basılmakta, Akmescit’te kitapları yayınlanmaktaydı. 1928 yılı Kırım ve başka özerk cumhuriyetlerde milli kültür ediplerine karşı uygulanan baskılar Bakû’ye de ulaştı. Çobanzâde 1920’de kısa bir süre Kırım’ın Rusya’da serbestliğine çalışan Milli Fırka üyeliğinde bulunduğu için suçlandı. Aleyhinde Kızıl Kırım, Yeni Dünya, Yaş Kuvvet gazetelerinde kınayıcı makaleler yayınlandı. Rus yönetimince tabiri caizse suyu azar azar ısıtılmaya başlandı. 1930 yılı Aralık ayında YTE Merkezi Komitesi heyetinden çıkarıldı. 1930-1934 yıllarında Çobanzâde Özbekistan’ın Fergana Pedagoji Enstitüsü’nde Özbek dili kürsü başkanı olarak çalıştı.1935 yılında Taşkent Üniversitesi ve Buhara Üniversitesi’nde dersler verdi. Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi’nin Azerbaycan Şubesi aslî üyeliğine, 16 Mart 1935’te Paris Dil Derneği üyeliğine seçildi.

28 Ocak 1937 tarihinde Kislovodsk şehri kür evinde tedavi geçirirken, vatan haini, halk düşmanı, emperyalist devletlerin ajanı suçlamaları ile tutuklanarak sürgün kamplarına gönderildi. 7 Ağustos 1942 tarihli “Azat Kırım” gazetesinde Abdullah İsmail imzası ile çıkmış olan bir yazıda Bekir Sıtkı Çobanzâde’nin ölüm sürgünü ile ilgili bilgiler verilmektedir:

“1938 yılının Aralık ayında, eksi 38 derece soğuk bir havada, Sibirya’daki küçük akar sulardan biri olan Troyk-Peçorski’nin kenarındaki Pokrovka köyü civarında ucu bucağı olmayan ormanda gardiyanın emri altında odun kesiyordum. Kampımızın karşısından bir mahkümlar sürüsünün geçtiğini gördük. Onlar da bizi görmüş olacaklar ki, sıgara içmek bahanesiyle, durdular.Bizden 10-15 adım kadar uzakta idiler. Nereden geldiklerini sorduk. Kafkaslardan geldiklerini söylediler, merakımız daha da arttı. İnsan kılık ve rengini kaybetmiş olan zavallılar birbirlerine bakıştılar. Bu arada içlerinden birisi benim adımı ağzından kaçırdı. O’na dikkatle baktığım zaman, Bakû’de yayımlanan “Yeni Yol” gazetesinde tam on yıl beraber çalıştığım eski gazeteci ve tarih öğretmeni Hasan İmmof’un solmuş çehresini güçlükle tanıyabildim. Sürgün mahkumları içinde, 1924 senesinde Kırım’dan Azerbaycan’a gelip Bakû Üniversitesi’nin Türkoloji kısmında Türk Dili ve Edebiyatı profesörlüğü yapmış olan Bekir Sıtkı Çobanzâde, tanınmış tarihçi Abdullah Takizâde , Cebbar Mehmetzâde ve daha birçok münevver bulunuyordu.

“Sizleri niçin kapattılar?” sorumun cevabını aynı soru ile aldım: “Ya seni niçin kapattılar/” Bundan çıkardığım sonuç pek acı ve düşündürücü oldu. GPU ve NKVD bütün Türk-Tatar halklarının aydın kişilerinde kendilerinin düşmanlarını görüyor, onları Sibirye’nın taygalarına ve tunduralarına sürgün ediyorlardı.

Uzaktan, birbirimize yaklaşmayarak, 15 dakika kadar konuştuktan sonra, ÇEKA ajanının yırtıcı “Kaalk!” sesi Kafkas sürgünlerini bizden ayırdı. Uzaklaştılar ve gözden kayboldular. Anlaşıldığına göre daha kuzeydeki Barkut’a gittiler. Şimdi, sevimli şâir ve profesörümüz ve arkadaşlarının kaderi göze görünmeyen o kuvvetin elindedir. Kim bilir, belki yine görüşürüz…”

Bu sürgün hayatından sonra Çobanzâde’den haber alınamadı. Bazı kaynaklarda 40 derece sağuğa dayanamayarak öldüğü, bazılarında da 20 dakikalık bir muhakemeden sonra temyizsiz idam cezasına çarptırıldığı, üç gün içinde, bilgin yazar ve gazetecilerin grubu ile kurşuna dizildikleri belirtilir.(*) Netice itibariyle Çobanzâde ve arkadaşları sırf Türk oldukları, vatanlarını ve milliyetlerini sevdikleri için öldürülmüşlerdi.

Müstecip Ülküsal, Çobanzâde için “Türk-Tatar dünyasının en büyük şâirlerinden olduğu kadar Türk dilini ve lehçelerinien iyi bilenlerdendir. Bilhassa Kırım-Tatar dili ve edebiyatı uzmanıdır. Bu lehçede yazdığı şiirleri birer milli ve felsefî fikir kaynakları olduğu kadar, şiir güzelliği örneklerididir. Şiirlerini 1914 yılında yazmaya başlamıştır.” Demektedir.

Çobanzâde, milliyetçi fikirler taşımasına rağmen, batıcı görüşlere sahiptir. Komünizme karşı sosyolojik milli sosyalizmi savunmuştur. Arap harflerinin kitle eğitimine müsait olmadığını bu sebeple Lâtin harflerinin kabul edilmesini istemiş, garp medeniyetine bu yoldan uyum sağlamanın daha kolay olacağını ileri sürmüştür.

Çobanzâde’nin ilmî ve edebî tesiri günümüzde de devam etmektedir. Bilimsel eserlerinin sayısı 150’ye ulaşmaktadır. Şair ve dil bilgini Çobanzâde 1993 yılında Akmescit’te doğumunun 100. Yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen milletlerarası konferansta anıldı, Bilgi ve kültür alanlarındaki yararlılıkları üzerinde takdirle duruldu.

Diğer Sovyet kırımına uğramış aydınlarla birlikte, Sibirya’nın o soğuk tunduralarında bir mezar sahip olmasa da O, Türk milletinin sımsıcacık gönlünde daima var olacaktır.

Ezan sesi biyaklarga kelalmay,
Tatlı, tatlı yüregime tiyalmay…

(Türkiye Türkçesi ile)
Ezan sesi bu taraflara gelemiyor,
Tatlı tatlı yüreğime değemiyor…

Bekir Sıtkı Çobanzâde’nin Eserlerinden Bazıları:

Rusya Tatarlarının Kültür Hayatının Gelişmesi Üzerine Bir Deneme (1915); Türk Edebiyatında Yeni Adımlar (1916); Kırım Tatarcasının Grameri Hakkında İlmî Bir Deneme (1924); Türk-Tatar Lisâniyatına Madhal (1924); Türk Dili ve Edebiyatının Tedris Usûlü (1924)Türk Dili Sarflarının Umumi kusurları (1924); Fuzulî monografisi (1925); Nevaî Manografisi (1926); Kumuk Dili ve Edebiyatının Tetkikleri (1926); Türk-Tatar Diyalektolojisi (1927); Türk Grameri (1930); Azerbaycan Türk Edebiyatının Yöne Dönemi (1930); Azerbaycan Türk Dilinin ilmî Grameri (1930); Yabancı Dil öğretiminin Temel Metodu Meseleleri (1932); Özbek Dilinin Öğretiminin Temel Metodu (1932); Karaçay-Balkar Dili Üzerine Notlar (1933); İbni Mühenna’nın Türk Grameri (1933); Leylâ ile Mecnûn Konusunun Tahliline Doğru (1934); Kitab-ı Dedem Korkut’un Edebî Lengustik Tahlili (1935) “Yaz Akşamı Üy Altında”, “Tuvdım Bir Üyde”, “Oy Suvuk Şu Gurbet”, “Ah Tabılsam”, “Suv Anası”, “Tunay Taşa”, “Anam”, “Bulutlar” gibi şiirlerinin de bulunduğu “Boran” isimli şiir kitabı 1927 yılında basıldı. Şairin şiirlerinden bir kısmı, Abdullah Latifzade’nin şiirleriyle beraber bir kitap halinde Eşref Şemizâde tarafından (1971) de neşredildi.

Cañı cıl coq bizlerge

Ava suvuq, kök bulut, cavun cava…
Penceremni acı cel qağa, cuva.
Cañı cılnı bekliymen yañğız qalıp,
Ötken cıldan er işke esap alıp…
Ötken cıl da cetmedi oñğanlıqqa,
O da ketti batırıp peşmanlıqqa…
Men bu cılnıñ işlerin aytalmayman,
Oylarıma lâyıq söz tabalmayman…
Cañı cılnıñ coq menim, söz qısqası,
Bizim dünya muñlarnıñ qart dünyası.
Bizniñ caşav qayğısı, tasasıman,
Cün hırqası, qoturlı asasıman,
Bir uzun cıl, soñ künü suvuq mezar…
Cañı cıl coq bizlerge, bizler Tatar…

Bekir Sıdqı Çobanzâde
Budapeşt, 1919 s. yanvar 1

Zavallı Mağdur Türk

Mağdur Türk bahtsız doğmuş
Senin de yıldırın sessizce vurmuş
Geçmişinden bahsetmeyim, gözlerm aşağı bakıyor
Tarihin açmayım, kalbim kavruluyor
Yabancıların eline düştü mü sarayın?
Karadı, silindi mi yıldızlı ayın?
Arab’ı Acem’i yalancı dostun
Niçin sen onları koşuda geçtin?
Bir sürü düşmanın, gerçek düşmanın
Bire diye içiyor, o mağdur kanını
Paşalar, ağalar, o hanım beğler
Bir yığın sarhoş elinde neyler

Yeni yıl yok bizlere

Hava soğuk, gök bulut, yağmur yağıyor…
Penceremi keskin rüzgar itiştiriyor, yıkıyor…
Geçen yılı bekliyorum yalnız kalıp,
Geçen yıldan her iş için hesap alıp…
Geçen yıl da yetmedi bahtiyar olmağa,
O da gitti batırıp pişmanlığa…
Ben bu yılın işlerini söyleyemiyorum,
Düşüncelerime uygun söz bulamıyorum…
Yeni yılım yok benim, sözün kısası,
Bizim dünya, bunaltıların kart dünyası…
Bizim hayat kaygısı, tasası ile,
Yün hırqkası, yaralı asası ile,
Bir uzun yıl, son günü soğuk mezar…
Yeni yıl yok bizlere, bizler Tatar…

Bekir Sıdkı Çobanzâde
Budapeşte, 1 Ocak, 1919

Yolundan ettiler, doğru yolundan
Dilini aldılar kuvvetsiz elinden
Cahilsin kendini anlayamadın
Kendini görüp te ağlayamadın.
Barbarsın her yerde kendini yedin
Yabancıları çocuklarını yedirip yaşadın
Yabancıların başına vurulmuş idin
Yabancıların tahtına kurulmuş idin
Senin de var idi atadan kalan
Kuvvetli bir dilin parçalanmaz kalkan
Altıyüz yılda yalnız kış gördün
Altı yüz yılda titreyerek yürüdün
“Osmanlı Devleti” ne yalan bir söz
Ne yanlış görüyormuş basiretsiz bir göz

Devletin senin ey mağdur Türk
Yüzlerce yıllar acı öksürük
Bir gelir de uyanır mısın?
Kendi ana diline dayanır mısın?
Karaman çobanı o adsız Yörükler
Tali’siz kişiler, hakiki Türkler
Harekete geçerler mi kurtuluş görüp?
Türkçe söyleyip, Türkçe hıçkırıp
Bu günün karanlık benim gibi
Gün batıyor, kar yağıyor bekledikçe
Kâbe’de, başkası Kur’ân almış
Peygamber bir derin uykuya dalmış
Mescidler tozlanıyor, örümcek ağ örüyor,
Minberi görünmeyen kurtcuklar kemiriyor
Bir Urum uzakta tarihini yazıyor
“Barbarlar Tarihi” adını koyuyor
Bir korkunç sevinç var avcıların yüzünde
Dizilmiş duruyorlar, geyiğin etrafında
Yalnız benim uzakta duanı eden
Yalnız benim elini göğe kaldıran
“Ümid”e “Ölmez” diye ümidler verip
Yalnız benim, ağlayacak yaz, kış, bahar
Yalnız benim, kardeşin, ben pis Tatar

Budapeşte, 30 Ocak 1919

Tuvğan Til
seni men qırımda, qazanda taptım,
curegim qaynağan, taşqanda taptım…

cat elde muğayıp, açınıp curgende,
umütim, hayalım şay tüşip curgende,

moynuña sarıldım, dertimni aytıp,
bir guzel sözüñmen ozüme qaytıp…

cırlarıñ bolmasa, maneñ bolmasa,
‘’curt’’ degen sözüñmen curek tolmasa,

ah, nasıl curermen gurbet yaqlarda,
tanışsız, bilişsiz yat soqaqlarda?..

bilmiymen-türükmi, tatarmı adıñ,
bek yaman tatlısıñ, tañrıdan tadıñ.

türük de,tatar da seniñ sözleriñ,
ekisi eki çift muñlu kozleriñ…

viyana ogünde, qazaq içinde
barabar cırladıq hindlerde, çinde…

añlasın bir seni , duşman da süyer,
bir canıq sözüñmen curegi iyer…

istiymen ozüñni er yaqta kormek,
er yerde inciñden destanlar ormek…

quşlarğa, qaşqırğa uyretsem seni,
sen bolsañ oksüzniñ koñülden süygeni.

camige, mihrapqa, sarayğa kirseñ,
deñizler, çöllerniñ çetine erseñ…

seniñmen duşmanğa yarlıqlar yazsam,
aruvlı sözüñmen koñlüni qazsam…

qabrimde melekler sorğu sorasa,
azrail tilimni biñ kere torasa,-

‘’oz tuvğan tilimde ayt mağa! ‘’ dermen,
oz tuvğan tilimde cırlap olermen…

koñlümni qayğılar kemirip turğanda,
halqımnı tınışsız yıldızı urğanda,

tuvğan til,-başqası aqlıma kelmiy,
bir buyuk sırımsıñ, duşmanlar bilmiy…

1918 / Budapeşte

(*) Bazı kaynaklarda Bekir Sıtkı Çobanzâde’nin 12 Ocak 1937 günü muhakemesine başlanıldığı, 13 Ekim 1937’de de kurşuna dizildiği belirtilmektedir.

Kaynakça:
Müstecib Ülküsal, Kırım Türk-Tatarları Dünü- Bugünü-Yarını, Bahar Matbaası, İstanbul, 1980, s.267
Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, C.2, s.152, İstanbul 1977
Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi, C.3, s74, T.T.K. Basımevi, Ankara 2003
Emel Dergisi, C.2, Mayıs-Haziran 1964, Sayı: 22; sayı 210 1995, s. 4-22
Adile M. Emirova, Bekir Çobanoğlu, (Türkçesi: Kutluay Erk), Karadeniz Araştırmaları,Sayı: 11 Güz, 2008
Türkiye’deki Türk Dünyası, Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi, Ankara 1998, s.131.


Kaynak: Kardeş Kalemler Dergisi, Kasım 2013 sayısından.

İlginizi Çekebilir

O TOPRAKLAR BİZİMDİ – Cengiz Dağcı

İsa KOCAKAPLAN “O Topraklar Bizimdi“, köylülerin sosyal hayatlarında zorlamalar neticesinde meydana gelen değişmelerin tesirini anlatır. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.