Diaspora’daki Köylerimizden: Tatlıkuyu Köyü


Zühal YÜKSEL

Ankara’nın Polatlı ilçesine bağlı olan Tatlıkuyu köyü, Polatlı şehrinin on yedi kilometre güneybatısında olup, Çanakçı, İğciler, Eskikarsak köylerinin arazileri üzerinde bulunmaktadır. Köy Hicrî 1322-1323, yani Milâdî 1904-1906 yıllarında kurulmuştur.

 Tatlıkuyu köyünün kurucuları Romanya’nın Köstence vilâyetine bağlı Kırım Tatar muhacir köyleri olan Bülbül, Karamurat ve Dokuzsofu’dan gelen Abulgani Hacı, İsmail Oral’ın dedesi, Mustafa Hacı, Hacı Eşref, Deli Osman’dır. Bunlar, çok değil daha bir nesil önce yurtlarından ayrılmak zorunda kalmış, yeni yurt kurmuş bir neslin evlâtlarıydı. Ataları da “Mezarımız yavur toprağında qalmasın, qızlarımız dinsizge bike, ullarımız yavur soldatı bolmasın” endişesiyle anavatanları Kırım’ı terkedip o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olan Dobruca’daki Köstence’nin köylerine gelmişler, ama hep, bir gün Vatan Kırım’a dönme ümidi taşımışlardı. Oysa evlâtları Vatan’a dönemedikleri gibi atalarının mezarını bir yerlerde bırakıp yeni yurt edinmek maksadıyla “Aq topraq, haq topraq diye soydaşlarının yaşadıkları bu topraklara gelmişlerdi.

Köye, biraz ilerisindeki, az fakat tatlı suyu olan bir kuyudan dolayı Tatlıkuyu adı verilmiştir. Köydeki diğer kuyuların suyu içilemeyecek kadar tuzludur. Köyün suyu az, arazi ise verimsizdir. Bu araziyi sulamaya köylünün gücünün yetmediği gibi, köyün kenarından geçen Sakarya nehrinin etrafında bulunan sazlık ve çayırlık bataklık halini almıştır. Sıtma hastalığı köye gelenlerin çoğunu yatağa bağlamıştır.

Bu duruma dayanmayan köylüler köyü terkedip etraf köylere yerleşmiş olan akrabalarına, eş dostlarına dağılmışlar. Ancak yerleştirildikleri yere uyum sağlamak, orayı yaşanır bir mekâna çevirmek zorunda olduklarını bilen köylüler, tekrar köylerine dönmüşler. Köy bu şekilde bir kaç kere dağılıp sonra tekrar toparlanmak zorunda kalmıştır.

Oysa geldikleri topraklar Dobruca ovalarıydı, o topraklara ne verirsen ver katlayarak alırdın. Babalarının terketmek zorunda kaldıkları Kırım toprakları da öyle değil miydi? Qartiyleri, qartbabaları ne tatlı anlatırdı oraları.

Ana-babaları nasıl Dobruca’da yaşadıkları toprağı vatanları Kırım gibi cennete çevirdiyseler, onlar da bu toprakları cennete çevireceklerdi. 1950’lerden sonra oluşan imkânlar, onların artık yaşama gayesi haline gelen bu arzularının yerine getirilmesinde yardımcı olmuştur. Bu tarihten sonra köye su motorları alınmış, toprağı sulama imkânı yaratılmıştır. Köylüler biraz durumlarını düzeltmiş kredi yardımıyla traktör de almışlardır. Bundan sonra bütün gayretleri ile, Sakarya nehrinin kıyısındaki sazlık ve çayırlık araziyi sürmüşler, bataklığı kurutmuşlardır. D.D.T.’nin sivrisinekleri öldürmesi sonucu köyde hayat canlanmış, önceleri arpa, buğday gibi kuru tarım yapılırken, daha sonra sulu ziraat gelişmiştir.

Zamanla toprak dağıtımının yapılması köyün hâne sayısını elli beşe yükseltmiş; yıllar içinde de aileler bölünmüş, oğullara ayrı ocaklar açılmış köyün nüfusu hızla artmış, buna mukabil makineli ziraatın gelişmesi tarlalarda çalışan adam sayısının hızla düşmesine sebep olmuş. Toprağı az olan kendine daha iyi bir hayat standardı sağlamak maksadıyla toprağını ortağa vererek, şehirlere göçmüş, fabrikaya girmiş, taksicilik yapmış; köyde kalanlar ise bu imkânı değerlendirmiş, hem de çevre köylerde hicara toprak tutmuş ve gittikçe maddî durumlarını daha da düzeltmişlerdir.

Köyün dışına gidenler de, çalıştıkları yerlerden zamanla emeklilik hakkı kazandıkları gibi çocuklarını da okutmuş veya bir zenaat sahibi yapmışlardır. Köyde kalıp maddî durumu düzelen, oldukça zengin olan ailelerin de çoğu, zamanla Eskişehir’e, Polatlı’ya, Ankara’ya taşınmış, yazın köyde, kışın şehirde yaşamaya başlamışlar. Neticede köyde devamlı yaşayan köylü sayısı oldukça düşmüştür.

Bugün köyde arpa, buğday, pancar, kimyon, patates, ayçiçeği yetiştirilmektedir. Oldukça çalışkan olan Tatlıkuyu köylüleri, evlerinin yan tarafındaki bahçelerinde oluşturdukları bostanda kendilerine yetecek kadar kavun karpuzun yanında domates, marul, maydonoz gibi sebze yetiştirerek hiç olmazsa yaz aylarında sebze ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar. Ayrıca hemen her türlü çiçeğin bulunduğu bahçelerinde ise âdetâ bir huzur ortamı meydana getirmişlerdir. Avlunun diğer tarafındaki ekipmanın bulunduğu kısım da tavuk gibi dağıtmaya ve pisletmeye müsait hayvanların barındığı kümeslerin bulunmasına rağmen ihmal edilmemiş, her gün süpürülen tertemiz bir mekân halindedir. Ayrıca davarcılık ve sığırcılık yapılmaktadır.

Ancak bilhassa kışın köyde çok az ailenin barınması sonucu, iki sınıflı olan köy okulunda şimdi on üç-on dört öğrenci okumaktadır.

Tatlıkuyu köyü diğer köylerde olduğu gibi temiz bakımlı sokakları, bembeyaz badanalı çatıları kiremitli evleri, ahırları, ambarları ile bir şehir görünümündedir. Hemen hemen her evde traktör ve ekipmanı ve çoğunda da binek araba bulunmaktadır.

Çevredeki bir çok diğer Kırım Tatar köyünde olduğu gibi, Tatlıkuyu köyünde de tâ Kırım’dan getirilen âdetler canlı olarak yaşamaktadır. Gerçi bazı gençlerde Kırım sadece bu âdetlerden ibaret kaldıysa bile, oldukça şuurlu gençler de az değildir.

Bir nesil, yok olmamak, varlığını koruyabilmek maksadıyla milletlerinin bayrağının dalgalandığı, camilerinin minarelerinde Ezan-ı Muhammedî yükseldiği hür yaşayacakları vatan toprağı diye o zamanlar Osmanlı hakimiyetinde bulunan Dobruca’ya göçmüş, hemen ardından Dobruca’nın da Osmanlı hakimiyetinden çıkması üzerine aynı kaygıları taşıyan ikinci nesil de at, öküz arabalarıyla; vapurla, trenle Anadolu’ya hicret etmiştir. Aradan bir nesil bile geçmeden yaşanmak zorunda kalan bu göçler ve yeni yurt edinmenin yarattığı meşakkatli hayat, Kırım Tatarlarının yırlar, çınlar gibi kısa bir zaman dilimi içinde ve arada bir terennüm ediliverilen halk edebiyatı türlerinde bütün yaşatılmaktadır.

Tatlıkuyu köyünden kırk iki yaşındaki Ayten Paçala, bırakıp geldikleri toprakları, oralarda birlikte yaşadıkları kardeşlerini unutamadıklarını, vatandan çıkış sebeplerini, kendilerini Vatan’dan koparanları ve onlara karşı besledikleri hisleri yanık sesiyle okuduğu göç yırında âdeta haykırarak şöyle anlatmaktadır:



“Keteceksiñ can dosum, ey can dosum.
Keteceksiñ, keteceksiñ!
Bizni kimge emanet eteceksiñ?
Ketkenge Alla col bersin ey, col bersin.
Bar savluqman, bar savlukman!
* * *
Avdarıl qayam bas meni,
Körmesin közüm ah, ah.
Ölsem özüm öleyim,
Ölmesin sözüm ah, ah.
* * *
Candım dostlar men candım, ey men candım.
Ot berdiler, ot berdiler.
Öz yurtumdan qısmetim,
Köterdiler, köterdiler.
* * *
Bizge sebep bolğanıñ, ey bolğanıñ,
Üyü çette, üyü çette.
Arqası cerge tiymesin, tiymesin,
Ahırette, ahırette.”

Fakat, uzun bir zaman dilimi içinde söylenen destan gibi türler, zamanla unutulmuş, sadece isimleri hafızalarda kalmıştır. Yaşlılar, bilhassa -ramazan gecelerinde- bütün köyün toplanıp ocaq başında oturan destancının günlerce anlattığı destanı dinlediklerini anlatırlar. Ancak, bu destanları bilen o kadar az insan vardır ki, gençlerin, hattâ şimdiki orta yaşlıların bile bu destanları dinleme imkânları hemen hemen hiç olmamıştır. Tatlıkuyu köyünde yaşayan, yakın bir zamanda rahmetli olan Sadrettin Güler, Kırım’da söylenmeye başlanmış, zaman içinde dilden dile, söylene söylene nesilden nesile geçen “Çorabatır” destanını, pek çok motifi büyük âlim Wilhelm Radloff’un derlemiş olduğu varyantlar ile aynı olduğu halde, sonucu oldukça farklı olan bir varyant ile uzun zaman gençlere anlatmıştır. Gene, pek çok köyde karşılaşmadığımız Kırım Tatar masallarından “Lâlemercan” ve “Narqamış”ı Tatlıkuyu’da dinlemek mümkündür.

Bir milletin kültür unsurlarından olan halk edebiyatı ürünlerini muhafaza eden Tatlıkuyu köyünde, diğer âdetler de hâlâ canlı bir şekilde korunmaktadır. Diğer Kırım Tatar köylerinde olduğu gibi Tatlıkuyu köyünde de âdetler beraberinde sosyal dayanışmayı getirmiştir. Köy halkı iyi gününde, kötü gününde hep birlikte hareket eder. Cenazelerinde olduğu gibi düğünlerinde de birlik halindedirler. Düğünlerde erkek evinde farklı, kız evinde farklı âdetler uygulanır. Bu düğünün her safhasının farklı âdeti bulunur.

Delikanlının ana-babası beğendikleri kızın evine bir cavçı (dünür) gönderir, “Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle” kızı isterler. Cavçı babasını razı etmekle yükümlüdür. Bunun için de ciddî bir gayretle çalışan cavçı, günlerce kız evine gelir gider kızın ailesinin razı eder. Daha sonra kızın ebeveyni “Söz bir Alla” der, kızlarına istedikleri merileri (takıları) belirleyip, gene cavşı kanalıyla delikanlının ailesine bildirirler. Daha sonra nişan günü kararlaştırılır. Nişan günü erkek evi, on beş-yirmi civarında quda (erkek temsilciler) gönderir. Qudalar giderken erkek evinin kız evine göndereceği hediyeleri de götürür, orada ikram edilen yemeği yer, hayırlı olması için dua ederler. Sonra gelinin yakın akraba veya komşularından bir delikanlı bir sini ile içeri girer ve “Sıpra qalaylanacaq, qalaysız qalğan bu sıpra” diye siniyi misafirlerin önüne koyar. Gelen qudalar da ayrı ayrı gönüllerinden ne koparsa bir miktar parayı o sininin üstüne atar, üstüne de getirdikleri hediyeleri bırakırlar. Sini daha sonra kızın annesine götürülür, kız tarafının hediyeleri de gelen qudalara verilir. Kız tarafı ayrıca gelen qudaların her birine birer tane havlu verir, arabalarına çevre bağlarlar.

Daha sonra düğün günü tesbit edilir. Düğün Çarşamba “qave tüymege” diye hısım akraba ve köylülerin davet edilmesiyle başlar. Paqlava (baklava) yapılması, soğum soyulması gibi hazırlıklar Çarşamba günü yapılır. Perşembe günü ata bindirilen bir çocuk köydeki her avluya girer ve “palençeniñ üyüne qazan asmağa” diye bağırarak, köydekileri düğün evine çağırır. O günü “qavelte” hazırlanır. Qaveltede qazan paqlavası, qatlama, ulqum gibi yiyecekler bulunur. Bundan sonra toy hayırlamaya gelenlere qavelte ikram edilir. Cuma günü de qavelte ikram edilir, ayrıca kızlarla “horaz telleme” adı altında bir tören yapılır. Bu törende kızlar kesilip, haşlanmış bir horozu renkli kâğıtlarla süsleyerek âdeta yeniden canlandırırlar, bu horozu ellerine alarak oynar, eğlenirler. Oynayan kızların kollarına çevre bağlanır. Cuma akşamı yapılacak “şıraq telleme” töreni için gene ata bindirilen bir çocuk , köydeki her avluya girerek “Palençeniñ üyüne şıraq tellemege!” diye bağırarak törene köylüleri davet eder. Bu törene damadın yaşıtları olan gençlerin katılırlar. Delikanlılar da şıraqnı renkli kâğıtlarla terazi şeklinde süslerler. Bu sırada “telli horaz”ı yer, içki içer, eğlenirler. Gece davul eşliğinde telli şıraqnı bahçeye getirir, bunu ellerine alarak oynarlar. Oynayan delikanlılara da çevre bağlanır.

Cuma günü biliş (dışarıdan düğüne gelen misafir) günüdür. O günü akşama kadar bilişler gelir, gelen her biliş için sofra kurulur, qavelte ikram edilir. Esas biliş aşı akşam yenir. Atlı çocuk bu sefer de köydeki her evi “biliş qatına” diye çağırır. Biliş aşında şorba, etli paqla, botqa, sarma, paqlavai hoşap vb. yemekler bulunur. Düğüne gelen bilişler o günü köylünün misafiridir. Her köylü bir-iki bilişi evinde yatırır.

Pazar günü büyük toy olur. O gün “cemaat aşı” verilir. Cemaat aşında biliş aşından çok farklı bir yiyecek yoktur. Atlı çocuk köyün tamamını “cemaat aşına” diye bağırarak çağırır. Cemaat aşı yendikten sonra, atlı çocuk köylüleri “kelin almağa” diye çağırır ve gelin alıcılar gelin almaya giderler. Kız tarafının delikanlıları gelin alıcıların önünü keserler. Onların hakkı “bir qabırğa qolman bir raqı, biraz da paradır. Alacaklarını aldıktan sonra, çok aheste bir şekilde gelin alıcıları kız evine götürürler. Gelin evden çıkarılırken gelinin arkadaşları gelin alıcıdan hediye, para isterler. Gelini alıp gelirken erkek tarafının delikanlıları yol keserler. Bu sefer damadın erkek kardeşine veya yakın akrabası bir delikanlıya gelinin hazırladığı “kiyevlisiniñ toquzın” verirler. Diğer delikanlıların atlarına, motorlarına, binek arabalarına da gene gelinin hazırladığı çevreler bağlanır. Bundan sonra delikanlıların zevkine göre yavaş yavaş gelin köye getirilir. Düğün evinde davullar eşliğinde “kelin tüşürme” töreni uygulanır. Çalan davul zurna eşliğinde oynanarak gelin eve alınır, sonra güreşe başlanır. Güreş harman yerinde davul zurna eşliğinde gelen misafirlerle köy delikanlıları arasında yapılır. Bir sopaya bağlanmış kız tarafının işlemeli mendil ve greplerden oluşan hediyeleri ile damadın verdiği kuzu ve bir miktar para güreşte galip gelen pehlivana verilecek ödüldür. Güreş akşama kadar sürer.

Akşam yaşlılarla birlikte yatsı namazına giden damat döndükten sonra “kiyev qapama” için toplanırlar, tekbirlerle damadı getirirler. Damat, bahçede herkesle helâlleşir, ellerini öper ve böylece toy (düğün) biter.

Gerçi böyle beş gün süren düğün yapma günümüz şartlarında oldukça güçtür ama, Tatlıkuyulular mümkün olduğunca âdetleri uygulamaya çalışmaktadırlar. Tatlıkuyu’da büyüyen gençlerin çoğu okuyup, bugün Türkiye’nin değişik bölgelerinde memuriyetlerini sürdürüyor olmalarına rağmen, çoğu köyleriyle ilişkilerini sürdürmektedir. Bayram, düğün, harman günlerinde köylerine gelip âdetlerini uygulamaya çalışırlar.
 


Emel Dergisi 224, Ocak - Şubat 1998 - Sf.26


Disqus Yorum Sistemi

Özet

Diaspora’daki Köylerimizden: Tatlıkuyu Köyü

Ankara’nın Polatlı ilçesine bağlı olan Tatlıkuyu köyü, Polatlı şehrinin on yedi kilometre güneybatısında olup, Çanakçı, İğciler, Eskikarsak köylerinin arazileri üzerinde bulunmaktadır. Köy Hicrî 1322-1323, yani Milâdî 1904-1906 yıllarında kurulmuştur.

İlgili Bölümler : Diasporadaki Köylerimizden

Son güncelleme : 28.05.2008 04:33:23

Okunma: 6186