Astırhan Hanlığı (1437-1552)


Reşid Rahmeti ARAT

Astırhan mıntıkası, Orta Asya ile Güneydoğu Avrupa bozkırları arasında tabiî bir geçit teşkil ettiği için, asırlarca Türk kavimlerinin doğudan batıya doğru giden akınlarına ve bunlar tarafından kurulan birçok devlet teşkilatlarına sahne olmuştur. Biz burada V. asırda Bulgarlar'ı, VII-X. asırda Hazarlar'ı, X. asırda Peçenekler'i, XI. asırda Kumanlar'ı buluyor ve nihayet XIII. asırdan itibaren, Moğollar'ın rehberliği altında harekete geçen yeni ve kuvvetli bir dalganın gelmesiyle, Altın Ordu adı altında büyük bir devletin vücut bulduğunu görüyoruz.

XV. asrın sonlarına doğru, merkezî kuvvetin zayıflaması ile, dağılmak mecburiyetinde kalan Altın Ordu Dev'eti sahasında, Kazan, Kırım hanlıkları ile Nogay Ordası yanında, payitahtı Astırhan olmak üzere, Küçük Muhammed'in torunu, Mahmud oğlu Kasim Han tarafından bir de Astırhan Hanlığı tesis edilmiştir (871=1466). En mühim ticaret yolu üzerinde bulunduğu ve zenginliği yüzünden, komşu devletler ile göçebe kabileleri celbederek, bunların daimî hücumlarına maruz kaldığı için dahilî istikrarını bulamayan bu Türk hanlığı, kuvvetli ve devamlı bir varlık gösterememiştir. Ahaliinin büyük bir kısmının nöçebe olup, merkezî hükümetten ziyade, kendi beylerine bağlı kalmaları da , Hanlığın zayıflamasına sebep olmuştur. Astırhan Hanlığı, Kasim Han (1466-1490) ile kardeşi Abd el-Kerîm Han (1499-1504) devirlerinde, merkezî Saray olmak üzere, eski Altın Ordu'nun bir kısmında hüküm süren amcaları ile işbirliği temini sayesinde, nisbeten sakin bir hayat yaşamışsa da,devletin son devirleri, bilhassa Kırım Hanı Mengli Giray'ın Saray'ı tahribinden sonra (1502), komşu Kırım Hanlığı ile Nogay Orda'sının, bu mıntıkayı kendi nüfuzları altında bulundurmak için yaptıkları mücadeleler içinde geçmiştir. Bu mücadelelerin iç vaziyeti ne kadar sarsmış olduğunu, hanların sık sık değişmeleri de açıkça göstermektedir. Astırhan hanlarının şeceresini, tam ve sarih olarak, tespit etmek oldukça güçtür. Karamzin'e göre, 1523-1525 senelerinde, Kırım ile iyi münasebet tesis etmiş olan, Mahmud'un torunu, Cani Beg oğlu Hüseyin Han hüküm sürmüştür. Sonra tahta geçen, Ahmed'in torunu, Sayyid Ahmed oğlu Kasim (Kasay) Han, Çerkesler tarafından öldürülünce (1532), yerine yeğeni, Murtaza oğlu Ak-Köbek Han geçmiştir. 1534-1538 senelerinde han bulunan, Mahmud'un torunu, Abd el-Kerim oğlu Abd el-Rahman Han, doğuya doğru genişlemek gayesini güderek, Türk devletlerinin dahilî işlerine karışmağa başlayan Rus Çarı ile bir dostluk muahedesi aktetmek suretiyle, komşularına karşı vaziyetini sağlamlaştırmak istemişken, Nogaylar tarafından tahtından indirilmiş ve yerine yeğeni, Şeyh Ahmed oğlu Şeyh Haydar Han (1539-1541) getirilmişse de, çok geçmeden Kırımlılar tarafından koğulunca, çarın himayesine sığınmak mecburiyetinde kalmıştır. Sonra tekrar Ak-Köbek Han (1541-1543) ile kardeşi Birdi Beg oğlu Yagmurçi (Vamgurçi) Han (1544)'ları görüyoruz. Nihayet Rus Çarı IV. tvan, Kazan Hanlığı kuvvetlerini mağlup edip, Kazan'ı zaptettikten sonra (1552), Astırhan üzerine asker sevk ederek kendi tabii sıfatiyle Şeyh Haydar oğlu Derviş Han'ı, tahta geçirmiş (1554), fakat Derviş Han'ın, .Ruslar aleyhine Kırımlılar'la münasebete girişmesi üzerine, tekrar asker sevkedip, Astırhan Hanlığını Çarlığa ilhak etmiştir (1557). Derviş Han, kaçarak Yagmurçı Han'ın evvelce iltica ettiği Azak kalesine sığınmıştır.

Gerek yerli Türk kuvvetleri ve gerek Kırım ve Türkiye, Ruslar'ın buralara kadar uzanarak, Türkler'in arkasına düşmelerinin iyi bir netice vermeyeceğini anlamışlar ve bu mühim mıntıkanın Türkler elinde kalması için çalışmışlardır. Fakat kuvvetlerin birlikte hareket etmelerinin temin edilememesi, bu yoldaki teşebbüsleri neticesiz bırakmıştır. Bu yüzden Kanunî Süleyman'ın 1563'te yapmak istediği sefer. Malta seferi de araya girdiği için, yapılamamıştır. II. Selim devrinde Sokullu Mehmed Paşa, gerek İran seferi için nakliyatı ve gerek Türkiye ile Türkistan arasında muvasalayı temin etmek için, Don ile İdil nehirleri arasında bir kanal açarak, Karadeniz ile Hazar denizini birleştirmek istemişti. Bu maksatla Astırhan seferine karar verilmiş ve 1567'de seferin maddî ve manevî bakımdan zarurî olduğu izah edilerek. Kırım Hanı'na tahrirat gönderilmişti. Nihayet 1569 senesinin ilkbaharında, Kefe Beyi Kasım Bey kumandasında, 3000 yeniçeri ile 20.000 sipahi gönderilmiş, Silistre, Niğbolu, Köstendil, Amasya, Canik ve Çorum alay beyleri ve 30.000 asker ile Devlet Giray da onlara iltihak etmişlerdi. Bu kuvvetler himayesinde kanalın kazılmasında ancak başlanmakla kalmıştır. Karadan hareket eden kuvvetler Eylülde Astırhan yakınlarına gelince, kışlamak üzere bir istihkam da yapılmağa başlanmıştı. Fakat asker arasında yayılan haberlerden kuşkulanan Kasım Bey, Devlet Giray'ın da teşviki ile, ağaçtan yapılmış olan istihkamları yakarak, 20 Eylülde Kırım'a geri çekilmek mecburiyetinde kalmıştır. III. Murad zamanında Astırhan meselesi tekrar mevzuu-bahis olmuş, Rus Çarı nezdinde teşebbüsler yapılmış ve nihayet bir sefere karar verilmişse de, bunun da arkası gelmemiştir. Böylece, düşmanın kuvvetinden ziyade Türk zimamdarlarının kendi aralarında anlaşamaması yüzünden, bu Türk ülkesinin mukadderatı, uzun bir zaman için tayin edilmiş oldu.

Astırhan şehri, Altın Ordu Devleti'nin başlangıçlarında, eski Hazar Devleti'nin merkezi olan İtil şehri civarında, şehrin sağ sahilinde kurulmuş ve ticaret limanı olarak ehemmiyetim bugüne kadar muhafaza etmiştir, İbn Batuta'nın "büyük çarşılara havi, pek güzel bir şehir" diye tavsif ettiği bu şehrin, o zamanlarda hanların yazlık ikametgahları olduğu anlaşılıyor. A. Kontarini, şehrin hanın üç yeğenine ait olduğunu ve bunların da burada yalnız kışın birkaç ay kaldıklarını, alçak duvar ile çevrilmiş olan bu büyük şehrin, evlerinin pek iyi olmadığını ve yakında tahrip edilmiş olmaları icabeden büyük binaların harabeleri bulunduğunu zikrettikten sonra, şehrin evvelce mühim ticaret merkezi olup, Bizans'tan Don yolu ile her nevi malın geldiği söylendiğini kaydediyor. Şehir 1395/1396'da Timur tarafından tahrip edilmişse de, XV. asırda, bilhassa Altın Ordu'nun payitahtı olan Saray'ın intihatından , sonra, tekrar, ticaret merkezi olarak, eski ehemmiyetini kazanmıştır.

Astırhan Hanlığı Rus hakimiyeti altına girdikten sonra, şehir, civardaki kabilelerin hücumundan muhafaza edilebilmek için, eski yerinden 12 km. daha güneyde nehrin asıl yatağının-sol sahilinde bir adaya (46° 21' kuzey arzı ve 48° 2' batı tülü) nakledilmiştir (1558). Bundan sonra da şehir ve civarında daha uzun bir müddet istikrar temin edilememiştir, şehir, Rus "kargaşalıkları" zamanında, Terek kazaçileri (kazak, kazaçiy- türk. kazak) "muhafız olarak, hudutlara yerleştirilen silahlı Rus ahalisi" tarafından yağma edilmiş (1605), oğlunu çar ilan eden Ataman Zarutski elinde kalmış (1614), buralara göç eden Kalmıklar'ın hücumuna uğramış (1632), tekrar Ruslar'a karşı isyan eden Türk ahali eline geçmiş (1680) ve daha sonra Stenka Razin (1670-1671) ile Streletsier isyanına (1705) sahne olmuştur.


Türk Dünyası El Kitabı 1992, Ankara . Sf. 415-416


Disqus Yorum Sistemi

Özet

 Astırhan Hanlığı (1437-1552)

Astırhan mıntıkası, Orta Asya ile Güneydoğu Avrupa bozkırları arasında tabiî bir geçit teşkil ettiği için, asırlarca Türk kavimlerinin doğudan batıya doğru giden akınlarına ve bunlar tarafından kurulan birçok devlet teşkilatlarına sahne olmuştur

İlgili Bölümler : Tarih

Son güncelleme : 28.05.2008 04:53:02

Okunma: 5426